ESKİŞEHİR İL MİLLÎ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

Edebiyat Öğretmeni Ufuk Tufan "Boğaç Han" İsimli 4. Romanını Tanıttı

Edebiyat Öğretmeni Ufuk Tufan "Boğaç Han" İsimli 4. Romanını Tanıttı

İlimiz öğretmenlerinden "Edebiyatçı - Yazar" Ufuk TUFAN Aralık 2015´te yayınlanan "Kayıp Kitap", Mayıs 2016’da yayımlanan “Yafes’in Oğulları”, Ekim 2016´da yayımlanan "Bamsı" isimli romanlarının ardından geçtiğimiz hafta yayımlanan “Boğaç Han” isimli 4. romanını tanıttı.

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Ufuk Tufan yayımlanan dördüncü romanını tanıtmak amacıyla İl Millî Eğitim Müdürümüz Necmi Özen’i makamında ziyaret etti.

Edebiyatçı - Yazar Ufuk TUFAN, "Dede Korkut Romanları" serisinin 2.  kitabı olan "Boğaç Han" isimli romanını şu cümlelerle tanıttı:

Dede Korkut ve hikâyeleri ile gerçek manada tanışmam iki bin beş yılına rastlar. Bütün bir ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımın sadece ‘kulak âşinalığı oluşturacak kadar’ bilgi ile geçmiş olması ne kadar acı vericidir!

Demek ki üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumasam, Dede Korkut ve hikâyelerine dair tüm bilgim kuru bir kulak âşinalığından öteye geçmeyecekti. Çünkü ilk defa gerçek manada Dede Korkut’u ve birbirinden güzel on iki Dede Korkut Hikâyesi’ni üniversite ikinci sınıftayken değerli hocam Prof. Dr. Ali Berat ALPTEKİN’in derslerinde tanıdım/okudum.

Aradan geçen on bir yıl boyunca sineme hep bir keder hançeri saplanır, durur!

Kendime hep şunu sorup durdum:

“Dede Korkut Hikâyeleri mademki Türk Edebiyatı’nın şaheserlerinden birisidir -Belki de birincisidir- az çok mürekkep yalamış birisi olarak ben dahi bu kıymetli eserden yirmi bir yıl habersiz yaşadıysam, tüm eğitim-öğretim hayatını bir kitap dahi okumadan bitiren sayısız insanımızın olduğu da tartışmasız bir gerçek iken, Türk milletine bu harika ötesi eseri tanıtmak bir öğretmen/yazar sorumluluğu hatta bir nevi vatan görevi değil midir?”

Evet, bu iş benim için kutsal bir vazife. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğimin dokuzuncu yılına girdim. Geride kalan sekiz yılda Dede Korkut ve hikâyeleri ile öğrencilerimi tanıştırmayı, onların bu hikâyeleri okumasını sağlamayı; bu okumalar vesilesiyle ‘millî duyarlılığa ve yerli değerlere’ sahip bir neslin yetişmesine karınca kararınca katkı sunmayı en kutsal vazife bildim. Müfredat gereği bu konunun anlatılması dışında performans, proje ödevlerinde önceliğim hep Dede Korkut Hikâyeleri oldu. “Peki, hocam ne kadar yol aldınız?” derseniz maalesef size göğsümü kabarta kabarta verebileceğim bir cevap yok. Çünkü bunun birden fazla sebebi var.

Facebook, Twitter, Instagram vb. gibi sosyal paylaşım alanlarının; oyun sitelerinin, televizyonlardaki yarışma programlarının ülke insanımızın büyük bir kısmını tabiri caizse rehin aldığı bir ortamda kitap okutmanın zorluğunu tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım! Bu durum Dede Korkut Hikâyeleri’ne ilgi oluşturamamamın ilk ve en büyük sebebidir.

Dede Korkut Hikâyeleri’nin yaygın bir okur kitlesi bulamamasının bir diğer sebebi de bu hikâyelerin ‘dili ve olay örgüsü’dür.

Esasen, bu hikâyelerin dili mükemmel bir destan dilidir. Mâzisi binlerce sene evvele dayanan güzel Türkçemizin arına arına, durula durula mükemmel bir şekle büründüğü dildir bu hikâyelerdeki dil. Zaten sorun bu eserin harika dili değil, günümüz gençliğinin artık yüz, yüz eli kelimeden oluşan basit bir Türkçeye mahkûm olmasıdır! Durum böyle olunca bu hikâyelerin anlaşılması, olay örgüsünün kavranması ne yazık ki mümkün olmuyor!

Tüm bunlara rağmen, “O hâlde yapacak bir şey yok!” deyip kenara çekilme lüksümüz yoktur. Aslında bu romanın kaleme alınma sebebi de burada saklıdır. Mevcut durumu kabullenememe, nemelâzım kolaycılığına isyan etme...

Bu roman, Dede Korkut Hikâyeleri’ndeki Boğaç Han Hikâyesi’nin romana çevrilmiş hâlidir. Serinin ilk kitabında da Bamsı Beyrek Hikâyesi’ni romanlaştırmıştım. Rabbim sağlık ve ömür verirse on iki Dede Korkut hikâyesinin hepsini romana çevirmek en büyük gayem ve isteğimdir.

Peki, neden roman?

Edebî türler içerisinde en çok okunan türün roman olduğu katıksız bir gerçektir. On, on beş sayfalık yoğun bir anlatıma sahip hikâyeler okunmasa bile; sade ve akıcı bir anlatıma sahip iki yüz, üç yüz sayfalık romanlar pekâlâ okunabilmektedir. İşte bizim “Dede Korkut Romanları” serisi ile yapmaya çalıştığımız tam olarak budur.

Yoğun bir anlatıma sahip; on, on beş sayfadan müteşekkil her bir hikâyeyi; olay örgüsünü, dilini, üslûbunu, zaman ve mekân unsurlarını çok da değiştirmeden iki yüz, iki yüz elli sayfalık romanlara dönüştürmek... Daha anlaşılır bir dil, akıcı bir üslûp ve modern roman tekniğine uygun merak unsurlarının yerli yerinde kullanılması ile kaleme aldığımız/alacağımız her bir romanın siz kıymetli okurlarımızdan ilgi göreceğini ve her yaştan geniş bir okur kitlesine ulaşacağımızı umut ediyoruz. Gayret bizden, takdir şüphesiz ki Allah’tandır.

“Dede Korkut Romanları” projemin düşünsel aşamasında beni yüreklendiren, teşvik eden, destekleyen Eskişehir İl Millî Eğitim Müdürüm Sayın Necmi ÖZEN Beyefendi’ye; roman müsveddelerimi bilgisayarda temize çekerken büyük bir emek sarf edip, sabır gösteren sevgili eşim Fatma ERTÜRK TUFAN Hanımefendi’ye ve bu projenin Türk Edebiyatımıza çok mühim bir değer katacağına canı gönülden inanıp projemi sahiplenen Nesil Yayın Grubu’nun değerli yöneticilerine ayrı ayrı teşekkürü bir borç biliyorum. 

“Her şey, okuyan nesiller için...”

17-01-201717-01-2017

Büyükdere Mahallesi Atatürk Bulvarı No247 26040 ESKİŞEHİR - 0 222 239 72 00

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.